Reklam

Kuranda Geçen Esma-hüsna'lar ve Geçiş Şekli

2 yıl önce
443 kez görüntülendi

Kuranda Geçen Esma-hüsna'lar ve Geçiş Şekli

Kuranda Geçen Esmalar ve Geçiş Şekli

Esmâ-i Hüsnâ’nm Kur’ân-ı Kerim’deki tertibi şu şekilde nazil olmuştur.
1. Allah
2. Rahman: Bağışlayan, esirgeyen.
3. Rahîm: Bağışlayan, acıyan.
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.” [224]
4. Rab: Her şeyin sahibi. (Rabb’ül-Alemin)
“Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”[225]
5. Melik: Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi.
“O, ceza gününün malikidir.” [226]
“Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir.” [227]
6. Muhît: Her şeyi çepeçevre kuşatan.
“Halbuki Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmış¬tır.” [228]
“Bilesiniz ki O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmış¬tır.”![229]
7. Kadir: Her şeye gücü yeten.
“Şüphesiz ki Allah’ın her şeye gücü yeter.” [230]
8. Alîm: Hakkıyla bilen.
“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendisine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” [231]
9. Hakîm: Bütün iş ve emirleri yerinde olan.
“Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakim olan ancak sensin, dediler.” [232]
10. Tevvab: Kullarını tevbeye sevk eden ve tevbeleri bol bol kabul eden.
“Adem, Rabbinden bir takını ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.” [233]
11. Bari: Yaradan.
“… Onun için yaradanınıza tevbe edin.” [234]
12. Basîr: Her şeyi gören.
“… Allah onların yapmakta olduklarını eksik¬siz görür.” [235]
13. Velî: Yardımcı, dost.
“…O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.”[236]
14. Nasır: Yardımcı.
“… Sizin için Allah’dan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” [237]
15. Vasi’: İlim ve merhameti her şeyi kuşatan.
“Allah’ın rahmeti ve nimeti geniştir. Her şeyi bilendir.” [238]
16. Bedi’: Eşi ve örneği olmayan, sanatkârane yaratan.
“(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır.” [239]
17. Semi’: Her şeyi işiten.
“Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur. Şüp¬hesiz sen işitensin bilensin.” [240]
18. Aziz: Yenilmeyen, eşsiz galip
“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayet¬lerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hik¬meti öğretecek, onları temizleyecek bir peygam¬ber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli ye¬rince yapan yalnız sensin.” [241]
19. İlâh: Yegane mabud.
20. Vahid: Bölünüp parçalara ayrılmayan, ben¬zeri bulunmama anlamında tek.
“Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuşuzdur, dediler.” [242]
21. Rauf: Merhametli, şefkatli.
“… Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve mer¬hametlidir.” [243]
22. Şâkir: İyiliğe karşı mükafat veren.
“Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bi¬lir.” [244]
23. Gafur: Bütün günahları bağışlayan.
“Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çokça esir¬geyendir.” [245]
24. Karîb: Kullarına çok yakın.
“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onla¬ra): Ben çok yakınım…” [246]
25. Halim: Acele ve kızgınlıkla acele hareket et¬meyen.
“Allah yapmakta olduklarınızı bilir.” [247]
26. Habîr: Her şeyden haberdar olan.
“Allah yapmakta olduklarınızı bilir.” [248]
27. Hayy: Ebedi diri.
28. Kayyum: Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden.
“Allah, O’ndan başka ilah yoktur; O, Hayy’dır, Kayyum’dur.” [249]
29. Âlî: Şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın.
30. Azîm: Zat ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu.
“… O yücedir, büyüktür.” [250]
31. Ganî: Her şeyden müstağni, kendi dışındaki her şey O’na muhtaç,
“Allah zengindir, acelesi de yoktur.” [251]
32. Hamid: Övülmeye layık.
“… Biliniz ki Allah zengindir, övgüye lâyık¬tır.” [252]
33. Vehhâb: Karşılıksız bol bol veren.
“… Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfü en bol olan sensin.” [253]
34. Camı: Toplayıp düzenleyen, kıyamet günü hesaba çekmek için mahlukâtı toplayan.
“Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.”‘[254]
35. Kâim: İşleri tedbir edip, ayakta tutan.
“Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de bunu ikrar etmişlerdir.” [255]
“Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapmayan gibi olur mu?)” [256]
36. Malîkü’l Mülk: Mülkün sahibi.
“(Rasulüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın…” [257]
37. Şehîd: Her şeyi gözetleyerek bilen.
“… Allah yaptıklarınızı görüp durur…” [258]
38. Nasır: Yardım eden.
“Oysa sizin mevlânız Allah’tır ve O, yardımcı¬ların en hayırhsıdır.” [259]
39. Vekîl: Güvenilip, dayanılan.
“…Onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ dediler.” [260]
40. Rakîb: Gözetleyip kontrol eden.
“… Hesab sorucu olarak da Allah yeter.” [261]
41. Hasîb: Kullarına yeten ve onları hesaba çe¬ken.
“… Hesap sorucu olarak da Allah yeter.” [262]
42. Kebîr: Zat ve sıfatları anlaşılamayacak ka¬dar büyük, ulu.
“… Çünkü Allah yücedir, büyüktür.” [263]
43. Afûv: Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden.
“Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcı¬dır.” [264]
44. Mukît: Bedenlerin ve ruhların gıdasını ya¬ratıp veren, bilip gücü yeten ve koruyan.
“Allah her şeyin karşılığını vericidir.” [265]
45. Rezzâk: Mahlukâtın beden ve ruhlarının gıdasını yaratıp veren.
“… (Ey Rabbimiz!) Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.” [266]
46. Fâtır: Yoktan var eden.
“De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, ye¬dirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim!”[267]
47. Kahir: Yenilmeyen, yegâne galib.
“O, kulların üstünde her türlü tasarrufa sa¬hiptir.” [268]
48. Kâdîr: Her şeye gücü yeten, yegâne kudret sahibi.
“Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” dediler. De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir.”[269]
49. Hak: Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan.
“Sonra insanlar gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülürler.” [270]
50. Âlimü’l-Gaybi Ve’ş-Şehadeti: Gizliyi de açığı da bilen.
“Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibi¬dir, her şeyden haberdardır.” [271]
51. Halîk: Takdirine uygun yaratan.
“İşte Rabbiniz Allah O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır.” [272]
52. Latîf: Yaratılmışların ihtiyacını en ince nok¬tasına kadar bilen sezilmez yollarla karşılayan.
“Gözler O’nu göremez; halbuki O, gözleri gö¬rür. O eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”[273]
53. Hakem: Hüküm veren.
“(De ki): Allah’dan başka bir hakem mi araya¬cağım? Halbuki size Kitab’ı açık olarak indiren O’¬dur.”[274]
54. Sâdık: Doğru söyleyen.
“Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.” [275]
55. Mevlâ: Gerçek dost, sahip.
“… Bilin ki Allah, sizin sahibinizdir. O ne gü¬zel sahip ve ne güzel yardımcıdır!” [276]
56. Kavi: Her şeye gücü yeten, kudretli.
“Allah güçlüdür. Onun cezası şiddetlidir.”[277]
57. Hafız: Koruyan gözeten.
“… Benim Rabbim her şeyi gözetendir.” [278]
58. Mucîb: İstek ve arzulara karşılık veren.
“… O’na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır (dualarını) kabul edendir.” [279]
59. Mecîd: Şanlı, şerefli.
“… Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.” [280]
60. Vedûd: Çok seven ve sevilen.
“… Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir (mü’minleri) çok sever.” [281]
61. Müsteân: Sığınılan.
“…Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan ancak Allah’tır.”[282]
62. Gâlib: Yegane galebe sahibi.
“Allah emrini yerine getirmeye kadirdir. Fa¬kat insanların çoğu (bunu) bilmezler.” [283]
63. Kahhar: Yenilmeyen, yegane galib.
“… Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?” [284]
64. Hafîz: Koruyup gözeten.
“… Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanla¬rın en merhametlisidir.” [285]
65. Müteâlî: İzzet ve şeref, hükümranlık bakı¬mından yüce, aşkın.
“O, görüleni de görülmeyeni de bilir, çok bü¬yüktür, yücedir.” [286]
66. Valî: Kainata hâkim olup onu yöneten.
“… Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” [287]
67. Şedîd: Azabı çetin ve şiddetli [288]
“Onlar, Allah hakkında mücâdele edip durur¬ken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çar¬par. Ve O azabı pek şiddetli olandır.” [289]
68. Varis: Varlığının sonu olmayan
. “Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Ve her şe¬ye biz varis oluruz.” [290]
69. Hallak: Hakkıyla yaratan.
“Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan, pek iyi bilendir.” [291]
70. Kefîl: Bütün işleri üzerine alan yegâne var¬lık.
“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın.” [292]
71. Muktedir: Her şeye gücü yeten, kudretli.
“Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.” [293]
72. Hafi: Lütufkar.
“İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O ba¬na karşı çok lütufkardır.” [294]
73. Gaffar: Çok bağışlayan, daima affeden.
“Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.” [295]
74. Hadî: Yol gösteren, hidayete erdiren
“Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.” [296]
75. Mübîn: Apaçık gerçek olan.
“Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacak¬lardır.” [297]
76. Nur: Nürlandıran, nûr kaynağı.
“Allah, göklerin ve yerin nurudur.” [298]
77. Kerîm: Her türlü fazilete sahip olan, kerem sahibi.
“… Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbinin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahi¬bidir.” [299]
78. Müntekîm: Suçluları cezalandıran.
“Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz, günahkârlara layık ol¬dukları cezayı veririz.” [300]
79. Fettah: İyilik kapılarını açan, en güzel ha¬kem, fatih.
“De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplaya¬cak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir.” [301]
80. Şekûr: Az bir iyiliğe karşı çok mükâfat veren.
“Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol veren¬dir.” [302]
81. Kâ’fî: Her şeye kâfi gelen.
“Allah kuluna kâfi değil midir?”[303]
82. Gâfir: Bağışlayan.
“Günahı bağışlayan…” [304]
83. Rafiu’d-Derecât: Dereceleri yükselten.
“Dereceleri yükselten…” [305]
84. Zu’l-Arş: Arş sahibi.
“Dereceleri yükselten, Arşın sahibi Allah, ka¬vuşma günüyle korkutmak için kullarından diledi¬ğine iradesiyle ilgili vahyi indirir.” [306]
85. Muhyî: Hayat, can veren.
“Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiği¬miz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.” [307]
86. Rezzak: Her türlü rızkı veren, ruhu, bedeni rızıklandıran.
87. Zu’l-Kuvva: Güç, kuvvet ve kudret sahibi.
88. Metin: Herşeye gücü yeten, yegane kudret sahibi.
“Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” [308]
89. Ber: İyilik eden, vaadini yerine getiren.
“Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur.” [309]
90. Melik: Gayb ve şuhûd âlemlerin sahibi.
“Güçlü ve yüce Allah’ın huzurunda hak mec¬lisindedirler.” [310]
91. Zû’l-Celâlî Ve’l-İkrâm: Azamet ve ikram sahibi.
“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı baki kalacak.” [311]
92. Evvel: Varlığının başlangıcı olmayan.
93. Âhîr: Varlığının sonu olmayan.
94. Zahir: Varlığını ve birliğini belgeleyen bir çok delilin bulunması açısından aşikar.
95. Bâtın: Zatının görülmemesi ve mahiyetinin anlaşılmasının mümkün olmaması bakımından gizli olan.
“O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O, her şe¬yi bilendir.” [312]
96. Kuddüs: Her türlü eksiklikten münezzeh olan.
97. Selâm: Esenlik ve barış veren.
98. Mü’mîn: Güven veren ve güvenilip dayanı¬lan, vaadi hak.
99. Müheymin: Kâinatın bütün işlerini tedbir edip, yöneten.
100. Cebbar: İradesi baskı altında olmayan, her durumda yürüten, yaratılmışların halini iyileştirip gözeten.
101. Mü’tekebbir: Azamet ve yüceliğini izhar eden.
“O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten mü¬nezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuştu¬randır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münez¬zehtir.”[313]
102. Musavvir: Şekil veren, nitelik ve özellik kazandıran.
“O, yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir.”[314]
103. Âlâ: Yüce.
“Yüce Rabbinin adını tesbih (tasdik) et.” [315]
104. Ekrem: Kerem sahibi.
“Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” [316]
105. Ahad: Benzerinin bulunmaması, parçalan¬maması itibariyle tek.
“De ki: O, Allah birdir.”[317]
106. Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şeyden müstağni, arzu ve ihtiyaçları, sebebiyle her¬kesin yöneldiği ulular ulusu, müstağni.
“Allah Samed’dir.”[318]
Öyle kî:
O, doğmamış ve doğurmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.
İşte saymış olduğumuz Allah’ın bu güzel isimleri Kur’ân-ı Kerim’de isim kipiyle gelmiş olup, ayet-i ke¬rimelerde açık olarak geçmektedir toplam 106 adettir. Allahu alem bissevab.

Kuranda Geçen Esma-hüsna'lar ve Geçiş Şekli Konusuna Ait Etiketler

Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.


Yukarı Çık